Perşembe, Temmuz 2

Kahwet Fairuz

Az biraz oryantal olsun, loş olsun, farklı olsun, değişik tadlar olsun diyorsanız Kahwet Fairuz sizi bekliyor. Çok aydınlık mekanları sevmediğim için, devamlı değişik yerler aradığımdan o kadar çok sevdim ki... Osmanlı - Arap teması menaknın her yerini sarmış ve sizde masalın içinde gibi hissediyorsunuz kendinizi. Hele işletmesini üstlenen Lerna'nın muhabbeti, içtenliği beni benden aldı, sadece sohbet için bile uğranacak mekan Çapamarka'dan çıkma, eski Limonata'nın yerinde. Fairuz Lübnan’da küçük bir köyde doğup anneannesinin yemek tariflerini öğrenen, sonra Paris’te güzel sanatlar okuyan ve Amerikalı Ben ile evlenen, en büyük hayali olan anneannesin yemeklerini insanlara tattırma isteğini, kendisi gibi hem batılı hem doğulu olan İstanbul’da kendi adıyla açtığı kahwet’de gerçekleştiren kişi. Yemekler başarılı ama ah o tatlılar yok mu, mutlaka deneyin derim. Beni soran olursa haftada bir iki Kahwet'teyim gençler:) Son olarak pembe minibüsteki takılar, elbette benimle eve geliyorlar!

Çarşamba, Temmuz 1

M.O.C Suada - Galatasaray Adası


MOC Nişantaşı (Ministry of Coffee) 3.nesil kavhecilerin bana göre en başarılısı!

Hazır USLA ve MOC işbirliğiyle barista eğitimimi de tamamlamışken Suada'da açılan MOC'a uğramadan edemedim. 
Vesta Event'in organize ettiği  gecede bir türlü buluşamadığım Ahu'yu görmek çok iyi geldi:) Gözde Usta ve Selin Çetinkaya ile de tanışıp sohbet etmek süper geldi. Aslında bir kahve deyip geçiyoruz belki ama onun eşliğinde ne çok şey paylaşıyoruz, ne çok şey yaşıyoruz... Bu tarz eventlerin en sevdiğim yanı kesinlikle bloggerlar ile tanısmak!

M.O.C Suada bize yeni çıkardıkları günlük bakım kremi, sabunları ve elbette kahveleri ile veda etti. Mutlaka uğrayıp, hem şanlı Galatasaray adasına çıkın :)), hem de M.O.C,'a bir uğrayın derim :)

Kozmonot Nişantaşı




Kozmonot; mahallenin pub'ı kıvamında, Topağacı'na kayan Nişantaşı hayatının tam ortasında. Müziğin, ortamını, bira çeşitlerini sevdiğimiz mekanda üç saat geçirdikten sonra ne kadar sosyal olabileceğimizi de görmüş olduk! Bu tarz mekanlardaki büyük masalar için ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama ben çok keyif alıyorum. Mutlaka masanıza oturan kişi ile bir şekilde konuşuyorsunuz, iletişime geçiyorsunuz, en kötü tuzu uzatmasını rica ediyorsunuz. Arka bahçesi oldukça dolu oluyor, menü başarılı, bence sık sık uğranacak, başarılı bir pub!

Caddebostan Çimler

 Anadolu yakasını fena halde özlemiş ben her fırsatta Caddebostan çimlere gitmeyi görev edindim sanırım kendime. Evet ne kadar taşınmaktan haz etmesem de hayatımda denge kurmanın yolunu taşınarak çözmeye çalışıyor olabilirim ve yine bir yıl dolmadan yeni evime taşınma hazırlıkları başladı bile... Zaten bakıyorum da herkes evini boyatıyor, onun yerine kesinlikle taşınmayı tercih ederim mesela ben. Bir de taşınınca yenileniyor sanki insan, eline her geçen anı da hüzünleniyor mutlaka ama o kadar çok eledim ve her anının üzerinden o kadar çok geçtim ki, kolay toparlanıyorum artık, çok kolay üstelik. Çok az eşya, çokça anı biriktirmeyi öğrendim artık. Nihayet Anadolu yakasındaki evime karar verebildim, ve nihayet bu hafta sonu taşınabiliyorum. Sanırım instagram hesabımda bolca Caddebostan çimlerinde oluşuma tanık olacaksınız, özlemişim, çok!

Salı, Haziran 30

Kia Ora



Kısa zaman önce methini duyduğum Kia Ora çantalarına bakmaya gittik Eda ile... 
Maori kültüründe bir çok güzel dileği içinde barındıran Kia Ora, kelime anlamıyla sahip olduğu pozitif enerjiyi ürünleri aracılığı ile insanlara yansıtacağına inanıyormuş. 
Ceylan Toplamoğlu ve Melis Erdoğan'ın kurduğu Kia Ora Nişantaşın'da bulunuyor, dilerseniz yerlerine giderek (çok güzel, ortanca dolu bir bahçeleri var), dilerseniz buralardan alabilirsiniz. Bu arada her Kia Ora ürünü gerçek deri kullanılarak elde üretilmiş. Özellikle Kuhn modeline bayıldım, renk seceneğim tabi ki lacivertten yana :)


Mama Shelter

Evet, artık İstiklal bana on senenin önce verdiği eğlence anlayışını vermiyor, evet eskisi kadar alternatif yok, evet eğlence daha çok şehir içine yayıldı ama bazı yerler var ve siz oraları seviyorsunuz. İnanamıyorum ama anne ve babamın sözlerini sıkça söyler oldum çocuklarıma, ''Biliyor musunuz, burada daha önce şöyle bir mekan vardı'' diye anlatmaya başlıyorum. Kocaman ''Demirören eskiden Emek Sinemasıydı'', demek ise kolay anlatılır bir şey olmuyor çoğu zaman, yüzlerindeki anlamsız bakış, sizde de olduğu sürece...Mama Shelter 'bana göre' şehrin yenilerinden ve sıkılmadan defalarca uğrayabileceğim yerlerden. Genellikle iş çıkışı gidiyor olsam da gündüz havası da ayrı mekanın. Özellikle rooftop çok keyifli, langırt var ki ben bayılıyorum arkadaşlarımla bira içip langırt oynamaya. Restaurant kısmı da, bar kısmıda çok keyifli, bir ara uğrayın derim:)

Arbys Catering

Çok sevdiğimiz Arbys catering işine el atınca, gidip tatmadan edemezdim, üstelik güzel tatların yanında bal yanak Rüzgar olunca, kayıtsız kalmak mümkün değildi. Uzun zamandır takip ettiğim ve çok sevdiğim Serap ve Tanem'i nihayet görmek çok iyi geldi, yepyeni dünya tatlısı bloggerlar ile tanışmak yine cabası... Gelelim Arbys lezzetinin catering hizmetine, piknik, doğum günü, şirket toplantıları, partiler, yılbaşı aklınıza gelebilecek her türlü toplu yemek organizasyonunuzda buradan inceleyebileceğiniz seçeneklerle tamamlayabilirsiniz. Şimdilik sadece İstanbul, Ankara ve İzmir'de bu hizmeti verebiliyorlar. Siparişlerinizi 4 saat öncesinde vermeniz yeterli. Konu Arbys olunca elbette benimkilerde konuya dahil oldular, hem kendi seçtikleri malzemelerle kendi Arbys'lerini hazırladılar, hem de doyasıya eğlendiler,  Rüzgar'a ise bayıldılar. Arbys'e davetleri için teşekkür, Modaerator'e dise kocaman öpücükler:)

Salı, Haziran 23

İş Değişikliği

Pek sevdiğim Intel ailesinden ayrılmak o kadar zor oldu ki... Son hafta gözlerim dolu dolu çalıştım... Yepyeni bir serüvene başlayalı iki hafta oldu bile... 
Ah bu geçiş süreleri... 
Yeni evim Dogan Online - HepsiBurada 

İş değiştirirken, en zorlandığınız ne oluyor mesela; yeni insanlara alışmak mı, şirket kültürüne alışmak mı, işi anlamaya çalışmak mı... Sanırım ben önce çalıştığım yerin kültürüne alışmaya çalışıyorum. Günlerim iş & ev arasında bir düzen oturtmaya çalışarak geçiyor şu anda ve tabi yine taşınıyorum ki buna artık alıştığınızı düşünüyorum, sizi şaşırtıyor olamaz bu :) 

Sevgili Intel dostlarım, bana ne kattıysanız teşekkür ederim, güzel bir yolculuktu ve Doğan ailesi, merhaba :)


Çarşamba, Mayıs 20

Yaz Gelmiş, Kemiklerinize Kadar Hissettiniz Mi?


 Çok üşüdüm ben bu kış, ya sen yanımda olmadığından, ya küresel ısınmadan. Çok karanlıkta kaldım, çok çıkmak istedim, güneşe yüzümü dönüp, ısınmak istedim, sen sarılmasan da. Artık yaz da öyle kolay kolay gelmiyor, zamane ilişkilerine döndü iyice, bir güneş açıyor, ardından dolu, sonra karartıyor kaslarını, yağmurlar başlıyor; ne yapacağımı bilmediğim acayip şaşkın zamanlar yaşadım bu mevsim geçişlerinde. Şimdi içim ısınmaya, güneş kemiklerime erişmeye başladı, yüreğimde hissettim sıcaklığını, yüzümü ona, bedenimi mavi sularına bıraktım, yaz geldi ya, biraz daha sakınım şimdi, biraz daha şaraplı, biraz daha gülümser, biraz daha az yer, biraz daha tatlı bir kadın oldum, hissettiniz mi sizde?





Salı, Mayıs 19

Son Yolcu

Bazen duruyorum.
Bazen hata yaptığımı düşünüyorum.
Bazen senden vazgeçiyorum.
Bazen savaşmak istiyorum.
Bazen avucumda kal istiyorum.
Bazen 'bir daha asla' diyorum.
Bazen kendime verdiğim tüm sözleri hiçe sayıyorum.
Bazen hatalarımı tekrar ediyorum.
Bazen kendimden sıkılıyorum.
Bazen bazı şarkılarda ağlıyorum.
Bazen inanılmaz güçlü hissediyorum.
Bazen boşveriyorum.
Bazen en çok kendime susuyorum.
Bazen yanıliyorum.
Bazen içmek ve sarhoşluğun boşvermişliğini istiyorum.
Bazen 'Kalbimden geçen en son yolcu, yolcu sendin' diye bağırarak şarkı söylemek istiyorum...

Cuma, Mayıs 15

Hadi Bana Bir Teras Verin







Bir teras istiyorum...
Biraz güneş serpin üstüme...
Ayaklarım uzansın maviye...
Biraz essin, saçlarım dağılsın...
Bir kadeh şarap süzülsün dilimden...
Gözlerim kapansın...
Biraz uyku istiyorum...

Tiflis und Batum

Tiflis-Batum'dan döneli bir kaç hafta oldu; ama 'ne gezdik be' yazısı yazmak yerine, biraz daha özlem yazısı yazmayı çekti canım. 
Mesela yolculuğa çıkmadan önce o valizin içine sığdırdığımız küçücük dünyamız, sadece onunla dünyanın her yerinde yaşayabileceğimizi bilmek ama kendi güvenli alanımıza yeniden dönme isteği... 
Mesela uçağa binmeden önce içilen o kahve, uçak havalanırken uzaklaşmanın verdiği his, gökyüzünde özgür olma, bulutları izlemeye doyamamak, sevdiğin şarkı ile gökyüzünde süzülmek, gözlerini kapatıp, derin bir nefes almak, belki hiç gitmeyeceğin yerlerin üstünden geçmek, öylesine... 
Yepyeni bir dünyaya gözlerini açmak, dinmek bilmeyen öğrenme isteğin, yeni tatlar, yeni insanlar, yeni bir dil, belki yeni bir dokunuş hayatına. Kaldığın oteller, umutların, haritaların içinde kaybolmanın büyüsü ve belki haritayı tamamen bir yere bırakmak, akışına bırakmak, belki bir maceraya atılmak, belki en sevdiğin dostunla sokaklarda kaybolmak, belki sadece mutlu olmak. Mesela döndüğün zaman sarılacak olduğun insanlara olan özlemin...
Güzeldi...
Tiflis'i daha çok sevdim o ayrı...

Salı, Nisan 7

Grace, The Grace!

Blog okumanın, yazmanın ve blog yazarları ile tanışmanın ne kadar keyifli olduğunu her fırsatta dile getiriyorum; bundan üç yıl önce, işten çıkmış eve dönerken yolda uzun zamandır okuduğum her anını en yakın arkadaşımmış gibi bildiğim waysofgrace'e rastladım, seslendim, hemen elindeki macaronlardan ikram etti, telefonlarımızı aldık, ayak üstü sohbet ettik, bir daha susmadık. Belki de yazarken çok içten, çok olduğumuz gibi yazınca, tanıştığınızda karşınızdakini farklı bulmuyorsunuz. Takipçilerimizden aldığımız en sık soru aynı işte mi çalıştığımız; hayır ama iş yerlerimiz birbirine yürüme mesafesinde, evlerimiz de öyle ve tabii uzun yollarımızda. Hayatımıza giren her insanın bir görevi olduğuna inanırım, Ceren'de hayatıma en zorlu zamanlarımda girdi, tüm boşanma sürecimde yanımdaydı, ağlanacak halimize güldüğümüz, içtiğimiz, kahkahalara boğulduğumuz, güçlü, cool olduğumuz, yollarda kaldığımız, düştüğümüz ama her zaman dik durduğumuz ve elbette tartıştığımız,  ama çokça eğlendiğimiz  günümüz oldu, ve çokça anımız...

Sahiplenme

Kalmanı istemiştim aslında... Yanımda, benim olduğunu bilmeni... belki de en çok sahiplenme...Oysa zamanla anladım ki sahiplenemiyorsun hayatta hiçbir şeyi.. Artık biraz daha rahatım... Biraz daha sakınım... Şimşekler, gök gürültüleri değil de, sakin bahar yağmuru tadında hayatım, sözlerim, duruşum... Daha keyfini süren, yalnızlığını seven, biraz daha az konuşur ve en çok dinler tonda...Belki biraz daha hatalarını kabullenir, biraz daha  duvarlarını yıkmış, biraz da senden yana durmuş... Köşede duruyorum, yağmuru izliyorum ve geçen zamanı düşünüyorum, hala seviyorum geçen günleri ben, acıtmıyor canımı geride kalan hiçbir şey, onlarla büyüdüm ben, en çok onlara sarıldım, en çok onlardan güç aldım çünkü ben...

Pazartesi, Nisan 6

Bodrum'da Bir Sahil Düğünü

Gözümü Bodrum'un mavisine acıyorum, incecik ufuk çizgisi gerçekle, rüyayı birbirinden ayırır gibi duruyor öylece... Hafif rüzgar var, yine de duvarları sarmaya başlamış begonviller...(Begonviller için ayrı bir post yapmalıyım, kesin!)

Tatlı telaşlar, saçlar, ojeler, kız muhabbetleri ve tabi ki şampanya... 

ve bir çok anı... 
ve bir çok resim... 
ve ilham...



Caddebostan

Sen ne kadar uzaklaşırsan uzaklas, bir an geliyor, tekrar ve tekrar uzaklaştığın ne varsa karşına çıkıyor. Üstelik geçen zaman için hesapta sormuyor, orada öylece duruyor.. Anadolu yakasından yakamı silkercesine uzaklaşmamın üstünden sanırım altı ay geçti ama ne kadar özlediğimi anladım. Bira, cips ve çekirdek üçlemesi ile çimlere yayıldık, yanımda  daha çok kısa zaman önce yazdığım bir günlüğüm vardı, yaklaşık 30 sayfa kadar. Her sayfasını göz yaşları ile okuduk Waysofgrace ile... İnsanın hissettiklerinin, düşüncelerinin bu denli değişmesi tuhaf ama tamamen karşınızdaki ile ilgili bence, bir zaman geliyor ve siz artık sadece mutlu olmak istiyorsunuz ve hayatınızı değiştirmek istiyorsunuz ve çok zor olmuyor; değiştiriyorsunuz.

Mutlu olduğum bir an için tık tık :)

Bu da günün şarkısı olsun:)

Istanbul Modern

İstanbul Modern'de hali hazırda 'Geçmiş ve Gelecek', 'Ressam ve Resim'Magnum - Kontakt Baskılar' ve 'Vitra Çağdaş Mimarlık- Dikkat Kaygan Zemin' sergileri mevcut. Gidiş amacım Magnum ve Kontakt Baskılardı, sevdim. Tabi ki İstanbul Modern'in cafesi ve manzarası ayrı güzel benim için :) 

Videosu için tık tık:)

“Magnum - Kontakt Baskılar” sergisi, dünyanın en prestijli fotoğraf ajanslarından Magnum Photos’un geçtiğimiz yüzyıldan bu yana görsel kültürde iz bırakan fotoğraflarının yaratım süreçlerini kontakt baskılar üzerinden keşfe çıkıyor. Sergi, Magnum’un dünyaca tanınan üyelerinin birinci ağızdan hikayelerini de aktararak, fotoğrafçıların karar alma süreçlerini açık bir şekilde görme ve kavrama imkanı sağlıyor. Fotoğrafta analog döneme odaklanan sergi, dijital teknolojilerin gelişmesi ve fotoğraf üretimini derinden etkilemesiyle birlikte gitgide geçmişte kalan bir çalışma tekniğini hem incelemek hem de anmak üzere, Martin Parr’ın tabiriyle bir ‘kitabe’ işlevi görüyor. Kontakt baskı, bir veya birden fazla görüntünün negatifle aynı boyutlarda tek bir fotoğraf kağıdına pozlanmasıyla elde edilir. Çoğu zaman ressamların eskiz defterlerine benzetilen kontakt baskılar; fotoğrafçının, film rulosundaki kareleri ilk gördüğü andır. Fotoğrafların hiç müdahalede bulunulmamış, ham görüntülerini barındırarak sanatçıya bir öz eleştiri ve seçim yapma imkanı sunar; bu anlamda, kontakt baskılara bakmak fotoğrafçının saklı tuttuğu özel çalışma alanına girmeye benzer. Diğer yandan fotoğrafçının bizim için seçtiği o eşsiz sahnenin öncesi ve sonrasını göstererek, o anın gerçekleşmesine tanıklık etmemizi sağlar. İzleyiciye çekim sırasında fotoğrafçıyla birlikte hareket ediyormuş ve onun gözlerinden görüyormuş izlenimi verir. Sanatçının çalışma sürecine, konuya yaklaşımına ve seçilen karenin gerçeği ne kadar yansıttığına dair ipuçları içerir.

Cuma, Nisan 3

Mutlu Cuma

Hem sabahların en erkencilerinden, hem de Cuma'nın mutlularındanım. Bu sabah erkenden spordaydım mesela, Prof.Dr.Ahmet Aydan'ın yazdığı Taş Devri Diyeti kitabını okuyorum, elimden geldiğince sağlıklı beslenmeye çalışıyorum. Bir yandan ruhumuda beslemeye çalışıyorum tabii, yazarak, resim yaparak, sergilere giderek... İyiyim bir nevi, iyileşiyorum...

Hazır Cuma gelmişken, dans pisti bizi beklerken, elbette içim kıpır kıpır, hem bahar geldi daha ne olsun :)

Son zamanlarda en çok Eelence ve  Chanta 'da eğleniyorum, her ikiside sevgili Özgür Aras'ın elinden çıkma, tabii genel olarak Türkçe müzik, giderli, atarlı şarkılar...Bana kalırsa bol mesaj içerikli şarkılar :)

Her bir tık'ta başka şarkı var, benim en atarlı üç şarkım :)

Tık, tık, tık :)

Perşembe, Nisan 2

Olgunluk

Artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım. İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun. Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi. İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var.'Ben demiştim' ,'ben bilirim', 'ben zaten anlamıştım', sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun. İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum. Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor. Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken. Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine. Kestirmeleri de öğrendim gide gele. Boş geçen her saniye değerli artık. Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim.
 Gerektiğinde 'HAYIR' demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat  kurtarıcı olabiliyor. Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum. Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor. Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor. Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar. Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan  hiçbir şey öğrenilmiyor. Yasamışlığın oluşturduğu bir alçak gönüllülükle gülüyorum içimden sadece. Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım. Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum. Modaya uymak adına popumun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de  kullanabilirim . Ayıp, günah yada ne derler korkuları çoktan geride kaldı. Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi zevk aldığım  mekanlar arasına giriyor. Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu. Sonra Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun. İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor.
Yasamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk. Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yasadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek.İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor.Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor.Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum.

Eyleme Beni

Vazgeçtim...
Bıraktım...
Seni..

Birçok defa denedim, senden vazgeçmeyi. Birçok defa tüm sosyal ağlarımdan sildim seni mesela, birçok defa takip ettim, birçok defa izini sürdüm. Defalarca yazdım, sildim, bekledim, umut ettim, dua ettim, denedim, çok denedim. Tam en çok kendim olmaya ihtiyaç duyduğum zamanda, kendimi tanıyamamaktan korktum belki, bilmiyorum. Senden başka ben bilmek istemedim, belki sonsuza kadar kal istedim, kolay bir aşk istedim. Beni acıtma istedim, canım acımasın istedim, belki de en çok bu yüzden sana geldim, sen kal istedim, seni tanıyordum çünkü, beni anlarsın sandım, Yanıldım... Canım acıdı...Tahminimden çok üstelik..Sana bağlı, senin şekil verdiğin bir ben için, devam edemiyorum...Bir sürü sebep sıralayacak yaşları geçtik belki de, belki de bu yüzden gittikçe daha çok susuyorum, konuşmuyorum, ve yalan duymamak için sormuyorum. Hatta gerçekten önemsemiyorum bile artık, fazla yara alınca, acıyı kolay atlatıyorsun sanırım.Biliyor musun bence bir ilişki başlamadan çok önce başlar ve bitmeden çok önce biter ve bitti.