Perşembe, Temmuz 9

Colonie

Bazı mekanları özellikle gündüz severken, bazı mekanları gece seviyorum, Karaköy ise akşamüstü ya da iş çıkışı nefes almak için birebir. Tarih boyunca liman ve ticaret merkezi olarak bilinen, denizcilerin ve günümüzün gezginlerinin uğrak yerlerinden biri olan tarihi Karaköy; semtin ruhuyla uyumlu mekanlarından biri de Colonie. Yaşadığı şehre dair farkındalığı olan; iyi yemeği, iyi servis ve iyi müziği tercih eden herkesin tercihi olacak COLONIE’nin arkasında ise İstanbul’un en önemli “fine dining” restoranlarından Topaz’ın “know how”ı var. Mekanın sahipleri Yücel ve Gülin Özalp, yeme içme dünyasına dair birikimlerini şimdi “özgür mutfak” konseptiyle COLONIE’de sunuyor.Mekan konsepti, tasarımı ve görsel kimliği Koray Özgen tarafından geliştirilen COLONIE bir liman mahallesinde konukseverliği ve kozmopolit yaşamı tasarımında hissettiriyor.Mekan konsepti, tasarımı ve görsel kimliği Koray Özgen tarafından geliştirilen COLONIE bir liman mahallesinde konukseverliği ve kozmopolit yaşamı tasarımında hissettiriyor

Cuma, Temmuz 3

Taşınmak Neyiniz Olur?

PES! Artık kaçıncı defa taşındığımı yazmıyorum ey sevgili okur, siz okumaktan, ben kaldırıp kondurmaktan yoruldum eşyaları... Her defasında yeni bir hayat, yeni bir enerji, 'bu defa' farklı olacak hissi ve genelde olmaması ya da ev ile enerjimizin tutmaması. Benim için taşınma hayatımın yap-boz'u, başka bir şey değil. Şimdi de yaptığım puzzle'ı yeniden bozuyorum, ve yeyenisini yapmak için yola çıkıyorum. Belki de bu defa' bu yap-boz'u altından sımsıkı yapıştırıp, tutmalıyım, bozulmasına izin vermemeliyim. 'Bu defa' gerçekten, oyun oynamayı bırakmalı ve yaşamalıyım. Belki de ev dediğimiz şey gerçekten bir mekandan daha çok, bir histir ve o hissi seviyorum!

Perşembe, Temmuz 2

Aşk Dediğin Laftır!

Ooooppssss!

Evet çok aşık yazılarımı da, çok sıkılmış, bıkmış, ayrılmış yazılarımı da okudunuz, çok güldük, çok ağladık, okuyucularımın çoğunluğunu tanımıyor olsam da, bana her zaman destek oldunuz, her zaman tanışmasakta yalnız bırakmadınız! Şimdi ne mi hissediyorum, genel olarak hiçbir şeye şaşırmıyorum, inanmıyorum, bana söylenen her söz, vaat süper boş geliyor, iç sesim bağırıyor karşımdaki kişi konuştukça; 'aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz' diye... Yalnızlığı sevdim mi, onu da bilmiyorum açıkçası, sadece durmak istiyorum. Durmak ve kendime dönmek istiyorum, ne kadar yaram varsa sarmak istiyorum, ayağa kalkalı çok oldu ama yaralarım geçince, koşmak istiyorum.
İçinde kendimi mutsuz hissettiğim hiçbir işin, ilişkinin, ortamın içinde olmak istemiyorum.

Bence bu yazının şarkısı, beni çok eğlendiren bu, bu ve bu olsun :)

Kahwet Fairuz

Az biraz oryantal olsun, loş olsun, farklı olsun, değişik tadlar olsun diyorsanız Kahwet Fairuz sizi bekliyor. Çok aydınlık mekanları sevmediğim için, devamlı değişik yerler aradığımdan o kadar çok sevdim ki... Osmanlı - Arap teması menaknın her yerini sarmış ve sizde masalın içinde gibi hissediyorsunuz kendinizi. Hele işletmesini üstlenen Lerna'nın muhabbeti, içtenliği beni benden aldı, sadece sohbet için bile uğranacak mekan Çapamarka'dan çıkma, eski Limonata'nın yerinde. Fairuz Lübnan’da küçük bir köyde doğup anneannesinin yemek tariflerini öğrenen, sonra Paris’te güzel sanatlar okuyan ve Amerikalı Ben ile evlenen, en büyük hayali olan anneannesin yemeklerini insanlara tattırma isteğini, kendisi gibi hem batılı hem doğulu olan İstanbul’da kendi adıyla açtığı kahwet’de gerçekleştiren kişi. Yemekler başarılı ama ah o tatlılar yok mu, mutlaka deneyin derim. Beni soran olursa haftada bir iki Kahwet'teyim gençler:) Son olarak pembe minibüsteki takılar, elbette benimle eve geliyorlar!

Çarşamba, Temmuz 1

M.O.C Suada - Galatasaray Adası


MOC Nişantaşı (Ministry of Coffee) 3.nesil kavhecilerin bana göre en başarılısı!

Hazır USLA ve MOC işbirliğiyle barista eğitimimi de tamamlamışken Suada'da açılan MOC'a uğramadan edemedim. 
Vesta Event'in organize ettiği  gecede bir türlü buluşamadığım Ahu'yu görmek çok iyi geldi:) Gözde Usta ve Selin Çetinkaya ile de tanışıp sohbet etmek süper geldi. Aslında bir kahve deyip geçiyoruz belki ama onun eşliğinde ne çok şey paylaşıyoruz, ne çok şey yaşıyoruz... Bu tarz eventlerin en sevdiğim yanı kesinlikle bloggerlar ile tanısmak!

M.O.C Suada bize yeni çıkardıkları günlük bakım kremi, sabunları ve elbette kahveleri ile veda etti. Mutlaka uğrayıp, hem şanlı Galatasaray adasına çıkın :)), hem de M.O.C,'a bir uğrayın derim :)

Mutlu yıllar Canan! Sen yeniden doğ diye, tüm mumlar senin olsun...




Bazen kendimi çok yalnız hissediyorum
Bazen herkesin gittiğini düşünüyorum
Bazen ben bitiriyorum, bazen bitiyorum
Bazen umusamıyorum
Bazen çok erken olduğunu düşünüyorum, oysa ki çok geç...
Bazen yeterince güçlü olmadığımı biliyorum
Bazen sana 'hayır' diyemediğim için kızıyorum
Bazen en çok senin gitmeni istiyorum
Bazen en çok kendime susmak istiyorum
Bazen....

Kozmonot Nişantaşı




Kozmonot; mahallenin pub'ı kıvamında, Topağacı'na kayan Nişantaşı hayatının tam ortasında. Müziğin, ortamını, bira çeşitlerini sevdiğimiz mekanda üç saat geçirdikten sonra ne kadar sosyal olabileceğimizi de görmüş olduk! Bu tarz mekanlardaki büyük masalar için ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama ben çok keyif alıyorum. Mutlaka masanıza oturan kişi ile bir şekilde konuşuyorsunuz, iletişime geçiyorsunuz, en kötü tuzu uzatmasını rica ediyorsunuz. Arka bahçesi oldukça dolu oluyor, menü başarılı, bence sık sık uğranacak, başarılı bir pub!

To Do List

Any'i ne kadar çok sevdiğimi uzun uzun anlatmıştım burada size :) Genelde kutlamalar için tercihimiz oluyor, ve genelde kendimi sıkça kutluyorum son zamanlarda; aldığım kararların arkasında durdukça... Any'nin maslarında çok hoş 'to do list'ler mevcut, elbette işim gereği yaptıklarımın en eğlencelisini kendim için yapmış oldum. 1.Yapmam gereken en öncelikli şey mutlu olmak; hayatımın merkezinde ben hariç o kadar çok kişi var ki, bazen kendimi sadece onların mutluluğu için yaşıyor gibi hissediyorum. Ve elbette mutlu olmanın sanırım altın kuralı karşınızdaki insandan beklentinizi sıfıra indirgemek!
2.Seks yapmak, neden bunu ilk sıraya koymamışım ki, hata var burada sevgili okur, seks ilk sırada, yapın bence bolca, güzel bir aktivite kendisi:)
3.Harekete geçin, her şeyden önce kendiniz için! Acabalarınızı, mazeretlerinizi kenara bırakın, size söylüyor gibiyim ama en çok kendime bunu söyleyip, hatırlatıyorum!
4.Hayallerinizden asla vazgeçmeyin, her birini ayrı ayrı sevin, özen gösterin, koruyup sarmalayın.
5.Çok çalışın! Çünkü sadece siz kendiniz başarırsanız tatmin olursunuz!


Belki de en önemlisi sizi ne mutlu ediyorsa onu mutlaka yapın!
Yap yani Canan! Mutlaka!

Caddebostan Çimler

 Anadolu yakasını fena halde özlemiş ben her fırsatta Caddebostan çimlere gitmeyi görev edindim sanırım kendime. Evet ne kadar taşınmaktan haz etmesem de hayatımda denge kurmanın yolunu taşınarak çözmeye çalışıyor olabilirim ve yine bir yıl dolmadan yeni evime taşınma hazırlıkları başladı bile... Zaten bakıyorum da herkes evini boyatıyor, onun yerine kesinlikle taşınmayı tercih ederim mesela ben. Bir de taşınınca yenileniyor sanki insan, eline her geçen anı da hüzünleniyor mutlaka ama o kadar çok eledim ve her anının üzerinden o kadar çok geçtim ki, kolay toparlanıyorum artık, çok kolay üstelik. Çok az eşya, çokça anı biriktirmeyi öğrendim artık. Nihayet Anadolu yakasındaki evime karar verebildim, ve nihayet bu hafta sonu taşınabiliyorum. Sanırım instagram hesabımda bolca Caddebostan çimlerinde oluşuma tanık olacaksınız, özlemişim, çok!

Salı, Haziran 30

Kia Ora



Kısa zaman önce methini duyduğum Kia Ora çantalarına bakmaya gittik Eda ile... 
Maori kültüründe bir çok güzel dileği içinde barındıran Kia Ora, kelime anlamıyla sahip olduğu pozitif enerjiyi ürünleri aracılığı ile insanlara yansıtacağına inanıyormuş. 
Ceylan Toplamoğlu ve Melis Erdoğan'ın kurduğu Kia Ora Nişantaşın'da bulunuyor, dilerseniz yerlerine giderek (çok güzel, ortanca dolu bir bahçeleri var), dilerseniz buralardan alabilirsiniz. Bu arada her Kia Ora ürünü gerçek deri kullanılarak elde üretilmiş. Özellikle Kuhn modeline bayıldım, renk seceneğim tabi ki lacivertten yana :)


Mama Shelter

Evet, artık İstiklal bana on senenin önce verdiği eğlence anlayışını vermiyor, evet eskisi kadar alternatif yok, evet eğlence daha çok şehir içine yayıldı ama bazı yerler var ve siz oraları seviyorsunuz. İnanamıyorum ama anne ve babamın sözlerini sıkça söyler oldum çocuklarıma, ''Biliyor musunuz, burada daha önce şöyle bir mekan vardı'' diye anlatmaya başlıyorum. Kocaman ''Demirören eskiden Emek Sinemasıydı'', demek ise kolay anlatılır bir şey olmuyor çoğu zaman, yüzlerindeki anlamsız bakış, sizde de olduğu sürece...Mama Shelter 'bana göre' şehrin yenilerinden ve sıkılmadan defalarca uğrayabileceğim yerlerden. Genellikle iş çıkışı gidiyor olsam da gündüz havası da ayrı mekanın. Özellikle rooftop çok keyifli, langırt var ki ben bayılıyorum arkadaşlarımla bira içip langırt oynamaya. Restaurant kısmı da, bar kısmıda çok keyifli, bir ara uğrayın derim:)

Arbys Catering

Çok sevdiğimiz Arbys catering işine el atınca, gidip tatmadan edemezdim, üstelik güzel tatların yanında bal yanak Rüzgar olunca, kayıtsız kalmak mümkün değildi. Uzun zamandır takip ettiğim ve çok sevdiğim Serap ve Tanem'i nihayet görmek çok iyi geldi, yepyeni dünya tatlısı bloggerlar ile tanışmak yine cabası... Gelelim Arbys lezzetinin catering hizmetine, piknik, doğum günü, şirket toplantıları, partiler, yılbaşı aklınıza gelebilecek her türlü toplu yemek organizasyonunuzda buradan inceleyebileceğiniz seçeneklerle tamamlayabilirsiniz. Şimdilik sadece İstanbul, Ankara ve İzmir'de bu hizmeti verebiliyorlar. Siparişlerinizi 4 saat öncesinde vermeniz yeterli. Konu Arbys olunca elbette benimkilerde konuya dahil oldular, hem kendi seçtikleri malzemelerle kendi Arbys'lerini hazırladılar, hem de doyasıya eğlendiler,  Rüzgar'a ise bayıldılar. Arbys'e davetleri için teşekkür, Modaerator'e dise kocaman öpücükler:)

Salı, Haziran 23

İş Değişikliği

Pek sevdiğim Intel ailesinden ayrılmak o kadar zor oldu ki... Son hafta gözlerim dolu dolu çalıştım... Yepyeni bir serüvene başlayalı iki hafta oldu bile... 
Ah bu geçiş süreleri... 
Yeni evim Dogan Online - HepsiBurada 

İş değiştirirken, en zorlandığınız ne oluyor mesela; yeni insanlara alışmak mı, şirket kültürüne alışmak mı, işi anlamaya çalışmak mı... Sanırım ben önce çalıştığım yerin kültürüne alışmaya çalışıyorum. Günlerim iş & ev arasında bir düzen oturtmaya çalışarak geçiyor şu anda ve tabi yine taşınıyorum ki buna artık alıştığınızı düşünüyorum, sizi şaşırtıyor olamaz bu :) 

Sevgili Intel dostlarım, bana ne kattıysanız teşekkür ederim, güzel bir yolculuktu ve Doğan ailesi, merhaba :)


Çarşamba, Mayıs 20

Yaz Gelmiş, Kemiklerinize Kadar Hissettiniz Mi?


 Çok üşüdüm ben bu kış, ya sen yanımda olmadığından, ya küresel ısınmadan. Çok karanlıkta kaldım, çok çıkmak istedim, güneşe yüzümü dönüp, ısınmak istedim, sen sarılmasan da. Artık yaz da öyle kolay kolay gelmiyor, zamane ilişkilerine döndü iyice, bir güneş açıyor, ardından dolu, sonra karartıyor kaslarını, yağmurlar başlıyor; ne yapacağımı bilmediğim acayip şaşkın zamanlar yaşadım bu mevsim geçişlerinde. Şimdi içim ısınmaya, güneş kemiklerime erişmeye başladı, yüreğimde hissettim sıcaklığını, yüzümü ona, bedenimi mavi sularına bıraktım, yaz geldi ya, biraz daha sakınım şimdi, biraz daha şaraplı, biraz daha gülümser, biraz daha az yer, biraz daha tatlı bir kadın oldum, hissettiniz mi sizde?





Salı, Mayıs 19

Son Yolcu

Bazen duruyorum.
Bazen hata yaptığımı düşünüyorum.
Bazen senden vazgeçiyorum.
Bazen savaşmak istiyorum.
Bazen avucumda kal istiyorum.
Bazen 'bir daha asla' diyorum.
Bazen kendime verdiğim tüm sözleri hiçe sayıyorum.
Bazen hatalarımı tekrar ediyorum.
Bazen kendimden sıkılıyorum.
Bazen bazı şarkılarda ağlıyorum.
Bazen inanılmaz güçlü hissediyorum.
Bazen boşveriyorum.
Bazen en çok kendime susuyorum.
Bazen yanıliyorum.
Bazen içmek ve sarhoşluğun boşvermişliğini istiyorum.
Bazen 'Kalbimden geçen en son yolcu, yolcu sendin' diye bağırarak şarkı söylemek istiyorum...

Cuma, Mayıs 15

Hadi Bana Bir Teras Verin







Bir teras istiyorum...
Biraz güneş serpin üstüme...
Ayaklarım uzansın maviye...
Biraz essin, saçlarım dağılsın...
Bir kadeh şarap süzülsün dilimden...
Gözlerim kapansın...
Biraz uyku istiyorum...

Tiflis und Batum

Tiflis-Batum'dan döneli bir kaç hafta oldu; ama 'ne gezdik be' yazısı yazmak yerine, biraz daha özlem yazısı yazmayı çekti canım. 
Mesela yolculuğa çıkmadan önce o valizin içine sığdırdığımız küçücük dünyamız, sadece onunla dünyanın her yerinde yaşayabileceğimizi bilmek ama kendi güvenli alanımıza yeniden dönme isteği... 
Mesela uçağa binmeden önce içilen o kahve, uçak havalanırken uzaklaşmanın verdiği his, gökyüzünde özgür olma, bulutları izlemeye doyamamak, sevdiğin şarkı ile gökyüzünde süzülmek, gözlerini kapatıp, derin bir nefes almak, belki hiç gitmeyeceğin yerlerin üstünden geçmek, öylesine... 
Yepyeni bir dünyaya gözlerini açmak, dinmek bilmeyen öğrenme isteğin, yeni tatlar, yeni insanlar, yeni bir dil, belki yeni bir dokunuş hayatına. Kaldığın oteller, umutların, haritaların içinde kaybolmanın büyüsü ve belki haritayı tamamen bir yere bırakmak, akışına bırakmak, belki bir maceraya atılmak, belki en sevdiğin dostunla sokaklarda kaybolmak, belki sadece mutlu olmak. Mesela döndüğün zaman sarılacak olduğun insanlara olan özlemin...
Güzeldi...
Tiflis'i daha çok sevdim o ayrı...

Salı, Nisan 7

Grace, The Grace!

Blog okumanın, yazmanın ve blog yazarları ile tanışmanın ne kadar keyifli olduğunu her fırsatta dile getiriyorum; bundan üç yıl önce, işten çıkmış eve dönerken yolda uzun zamandır okuduğum her anını en yakın arkadaşımmış gibi bildiğim waysofgrace'e rastladım, seslendim, hemen elindeki macaronlardan ikram etti, telefonlarımızı aldık, ayak üstü sohbet ettik, bir daha susmadık. Belki de yazarken çok içten, çok olduğumuz gibi yazınca, tanıştığınızda karşınızdakini farklı bulmuyorsunuz. Takipçilerimizden aldığımız en sık soru aynı işte mi çalıştığımız; hayır ama iş yerlerimiz birbirine yürüme mesafesinde, evlerimiz de öyle ve tabii uzun yollarımızda. Hayatımıza giren her insanın bir görevi olduğuna inanırım, Ceren'de hayatıma en zorlu zamanlarımda girdi, tüm boşanma sürecimde yanımdaydı, ağlanacak halimize güldüğümüz, içtiğimiz, kahkahalara boğulduğumuz, güçlü, cool olduğumuz, yollarda kaldığımız, düştüğümüz ama her zaman dik durduğumuz ve elbette tartıştığımız,  ama çokça eğlendiğimiz  günümüz oldu, ve çokça anımız...

Sahiplenme

Kalmanı istemiştim aslında... Yanımda, benim olduğunu bilmeni... belki de en çok sahiplenme...Oysa zamanla anladım ki sahiplenemiyorsun hayatta hiçbir şeyi.. Artık biraz daha rahatım... Biraz daha sakınım... Şimşekler, gök gürültüleri değil de, sakin bahar yağmuru tadında hayatım, sözlerim, duruşum... Daha keyfini süren, yalnızlığını seven, biraz daha az konuşur ve en çok dinler tonda...Belki biraz daha hatalarını kabullenir, biraz daha  duvarlarını yıkmış, biraz da senden yana durmuş... Köşede duruyorum, yağmuru izliyorum ve geçen zamanı düşünüyorum, hala seviyorum geçen günleri ben, acıtmıyor canımı geride kalan hiçbir şey, onlarla büyüdüm ben, en çok onlara sarıldım, en çok onlardan güç aldım çünkü ben...

Pazartesi, Nisan 6

Bodrum'da Bir Sahil Düğünü

Gözümü Bodrum'un mavisine acıyorum, incecik ufuk çizgisi gerçekle, rüyayı birbirinden ayırır gibi duruyor öylece... Hafif rüzgar var, yine de duvarları sarmaya başlamış begonviller...(Begonviller için ayrı bir post yapmalıyım, kesin!)

Tatlı telaşlar, saçlar, ojeler, kız muhabbetleri ve tabi ki şampanya... 

ve bir çok anı... 
ve bir çok resim... 
ve ilham...