Salı, Mayıs 26

Bir Şarkı Tut

Aslında hiç gitmek istememiştim, kaybetmek değil di bu zaten...Biliyordum...


Çarşamba, Mayıs 20

Yaz Gelmiş, Kemiklerinize Kadar Hissettiniz Mi?


 Çok üşüdüm ben bu kış, ya sen yanımda olmadığından, ya küresel ısınmadan. Çok karanlıkta kaldım, çok çıkmak istedim, güneşe yüzümü dönüp, ısınmak istedim, sen sarılmasan da. Artık yaz da öyle kolay kolay gelmiyor, zamane ilişkilerine döndü iyice, bir güneş açıyor, ardından dolu, sonra karartıyor kaslarını, yağmurlar başlıyor; ne yapacağımı bilmediğim acayip şaşkın zamanlar yaşadım bu mevsim geçişlerinde. Şimdi içim ısınmaya, güneş kemiklerime erişmeye başladı, yüreğimde hissettim sıcaklığını, yüzümü ona, bedenimi mavi sularına bıraktım, yaz geldi ya, biraz daha sakınım şimdi, biraz daha şaraplı, biraz daha gülümser, biraz daha az yer, biraz daha tatlı bir kadın oldum, hissettiniz mi sizde?





Salı, Mayıs 19

Son Yolcu

Bazen duruyorum.
Bazen hata yaptığımı düşünüyorum.
Bazen senden vazgeçiyorum.
Bazen savaşmak istiyorum.
Bazen avucumda kal istiyorum.
Bazen 'bir daha asla' diyorum.
Bazen kendime verdiğim tüm sözleri hiçe sayıyorum.
Bazen hatalarımı tekrar ediyorum.
Bazen kendimden sıkılıyorum.
Bazen bazı şarkılarda ağlıyorum.
Bazen inanılmaz güçlü hissediyorum.
Bazen boşveriyorum.
Bazen en çok kendime susuyorum.
Bazen yanıliyorum.
Bazen içmek ve sarhoşluğun boşvermişliğini istiyorum.
Bazen 'Kalbimden geçen en son yolcu, yolcu sendin' diye bağırarak şarkı söylemek istiyorum...


Cuma, Mayıs 15

Hadi Bana Bir Teras Verin







Bir teras istiyorum...
Biraz güneş serpin üstüme...
Ayaklarım uzansın maviye...
Biraz essin, saçlarım dağılsın...
Bir kadeh şarap süzülsün dilimden...
Gözlerim kapansın...
Biraz uyku istiyorum...

Tiflis und Batum

Tiflis-Batum'dan döneli bir kaç hafta oldu; ama 'ne gezdik be' yazısı yazmak yerine, biraz daha özlem yazısı yazmayı çekti canım. 
Mesela yolculuğa çıkmadan önce o valizin içine sığdırdığımız küçücük dünyamız, sadece onunla dünyanın her yerinde yaşayabileceğimizi bilmek ama kendi güvenli alanımıza yeniden dönme isteği... 
Mesela uçağa binmeden önce içilen o kahve, uçak havalanırken uzaklaşmanın verdiği his, gökyüzünde özgür olma, bulutları izlemeye doyamamak, sevdiğin şarkı ile gökyüzünde süzülmek, gözlerini kapatıp, derin bir nefes almak, belki hiç gitmeyeceğin yerlerin üstünden geçmek, öylesine... 
Yepyeni bir dünyaya gözlerini açmak, dinmek bilmeyen öğrenme isteğin, yeni tatlar, yeni insanlar, yeni bir dil, belki yeni bir dokunuş hayatına. Kaldığın oteller, umutların, haritaların içinde kaybolmanın büyüsü ve belki haritayı tamamen bir yere bırakmak, akışına bırakmak, belki bir maceraya atılmak, belki en sevdiğin dostunla sokaklarda kaybolmak, belki sadece mutlu olmak. Mesela döndüğün zaman sarılacak olduğun insanlara olan özlemin...
Güzeldi...
Tiflis'i daha çok sevdim o ayrı...

Salı, Nisan 7

Grace, The Grace!

Blog okumanın, yazmanın ve blog yazarları ile tanışmanın ne kadar keyifli olduğunu her fırsatta dile getiriyorum; bundan üç yıl önce, işten çıkmış eve dönerken yolda uzun zamandır okuduğum her anını en yakın arkadaşımmış gibi bildiğim waysofgrace'e rastladım, seslendim, hemen elindeki macaronlardan ikram etti, telefonlarımızı aldık, ayak üstü sohbet ettik, bir daha susmadık. Belki de yazarken çok içten, çok olduğumuz gibi yazınca, tanıştığınızda karşınızdakini farklı bulmuyorsunuz. Takipçilerimizden aldığımız en sık soru aynı işte mi çalıştığımız; hayır ama iş yerlerimiz birbirine yürüme mesafesinde, evlerimiz de öyle ve tabii uzun yollarımızda. Hayatımıza giren her insanın bir görevi olduğuna inanırım, Ceren'de hayatıma en zorlu zamanlarımda girdi, tüm boşanma sürecimde yanımdaydı, ağlanacak halimize güldüğümüz, içtiğimiz, kahkahalara boğulduğumuz, güçlü, cool olduğumuz, yollarda kaldığımız, düştüğümüz ama her zaman dik durduğumuz ve elbette tartıştığımız,  ama çokça eğlendiğimiz  günümüz oldu, ve çokça anımız...

Sahiplenme

Kalmanı istemiştim aslında... Yanımda, benim olduğunu bilmeni... belki de en çok sahiplenme...Oysa zamanla anladım ki sahiplenemiyorsun hayatta hiçbir şeyi.. Artık biraz daha rahatım... Biraz daha sakınım... Şimşekler, gök gürültüleri değil de, sakin bahar yağmuru tadında hayatım, sözlerim, duruşum... Daha keyfini süren, yalnızlığını seven, biraz daha az konuşur ve en çok dinler tonda...Belki biraz daha hatalarını kabullenir, biraz daha  duvarlarını yıkmış, biraz da senden yana durmuş... Köşede duruyorum, yağmuru izliyorum ve geçen zamanı düşünüyorum, hala seviyorum geçen günleri ben, acıtmıyor canımı geride kalan hiçbir şey, onlarla büyüdüm ben, en çok onlara sarıldım, en çok onlardan güç aldım çünkü ben...

Pazartesi, Nisan 6

Bodrum'da Bir Sahil Düğünü

Gözümü Bodrum'un mavisine acıyorum, incecik ufuk çizgisi gerçekle, rüyayı birbirinden ayırır gibi duruyor öylece... Hafif rüzgar var, yine de duvarları sarmaya başlamış begonviller...(Begonviller için ayrı bir post yapmalıyım, kesin!)

Tatlı telaşlar, saçlar, ojeler, kız muhabbetleri ve tabi ki şampanya... 

ve bir çok anı... 
ve bir çok resim... 
ve ilham...



Caddebostan

Sen ne kadar uzaklaşırsan uzaklas, bir an geliyor, tekrar ve tekrar uzaklaştığın ne varsa karşına çıkıyor. Üstelik geçen zaman için hesapta sormuyor, orada öylece duruyor.. Anadolu yakasından yakamı silkercesine uzaklaşmamın üstünden sanırım altı ay geçti ama ne kadar özlediğimi anladım. Bira, cips ve çekirdek üçlemesi ile çimlere yayıldık, yanımda  daha çok kısa zaman önce yazdığım bir günlüğüm vardı, yaklaşık 30 sayfa kadar. Her sayfasını göz yaşları ile okuduk Waysofgrace ile... İnsanın hissettiklerinin, düşüncelerinin bu denli değişmesi tuhaf ama tamamen karşınızdaki ile ilgili bence, bir zaman geliyor ve siz artık sadece mutlu olmak istiyorsunuz ve hayatınızı değiştirmek istiyorsunuz ve çok zor olmuyor; değiştiriyorsunuz.

Mutlu olduğum bir an için tık tık :)

Bu da günün şarkısı olsun:)

Istanbul Modern

İstanbul Modern'de hali hazırda 'Geçmiş ve Gelecek', 'Ressam ve Resim'Magnum - Kontakt Baskılar' ve 'Vitra Çağdaş Mimarlık- Dikkat Kaygan Zemin' sergileri mevcut. Gidiş amacım Magnum ve Kontakt Baskılardı, sevdim. Tabi ki İstanbul Modern'in cafesi ve manzarası ayrı güzel benim için :) 

Videosu için tık tık:)

“Magnum - Kontakt Baskılar” sergisi, dünyanın en prestijli fotoğraf ajanslarından Magnum Photos’un geçtiğimiz yüzyıldan bu yana görsel kültürde iz bırakan fotoğraflarının yaratım süreçlerini kontakt baskılar üzerinden keşfe çıkıyor. Sergi, Magnum’un dünyaca tanınan üyelerinin birinci ağızdan hikayelerini de aktararak, fotoğrafçıların karar alma süreçlerini açık bir şekilde görme ve kavrama imkanı sağlıyor. Fotoğrafta analog döneme odaklanan sergi, dijital teknolojilerin gelişmesi ve fotoğraf üretimini derinden etkilemesiyle birlikte gitgide geçmişte kalan bir çalışma tekniğini hem incelemek hem de anmak üzere, Martin Parr’ın tabiriyle bir ‘kitabe’ işlevi görüyor. Kontakt baskı, bir veya birden fazla görüntünün negatifle aynı boyutlarda tek bir fotoğraf kağıdına pozlanmasıyla elde edilir. Çoğu zaman ressamların eskiz defterlerine benzetilen kontakt baskılar; fotoğrafçının, film rulosundaki kareleri ilk gördüğü andır. Fotoğrafların hiç müdahalede bulunulmamış, ham görüntülerini barındırarak sanatçıya bir öz eleştiri ve seçim yapma imkanı sunar; bu anlamda, kontakt baskılara bakmak fotoğrafçının saklı tuttuğu özel çalışma alanına girmeye benzer. Diğer yandan fotoğrafçının bizim için seçtiği o eşsiz sahnenin öncesi ve sonrasını göstererek, o anın gerçekleşmesine tanıklık etmemizi sağlar. İzleyiciye çekim sırasında fotoğrafçıyla birlikte hareket ediyormuş ve onun gözlerinden görüyormuş izlenimi verir. Sanatçının çalışma sürecine, konuya yaklaşımına ve seçilen karenin gerçeği ne kadar yansıttığına dair ipuçları içerir.