Salı, Nisan 7

Grace, The Grace!

Blog okumanın, yazmanın ve blog yazarları ile tanışmanın ne kadar keyifli olduğunu her fırsatta dile getiriyorum; bundan üç yıl önce, işten çıkmış eve dönerken yolda uzun zamandır okuduğum her anını en yakın arkadaşımmış gibi bildiğim waysofgrace'e rastladım, seslendim, hemen elindeki macaronlardan ikram etti, telefonlarımızı aldık, ayak üstü sohbet ettik, bir daha susmadık. Belki de yazarken çok içten, çok olduğumuz gibi yazınca, tanıştığınızda karşınızdakini farklı bulmuyorsunuz. Takipçilerimizden aldığımız en sık soru aynı işte mi çalıştığımız; hayır ama iş yerlerimiz birbirine yürüme mesafesinde, evlerimiz de öyle ve tabii uzun yollarımızda. Hayatımıza giren her insanın bir görevi olduğuna inanırım, Ceren'de hayatıma en zorlu zamanlarımda girdi, tüm boşanma sürecimde yanımdaydı, ağlanacak halimize güldüğümüz, içtiğimiz, kahkahalara boğulduğumuz, güçlü, cool olduğumuz, yollarda kaldığımız, düştüğümüz ama her zaman dik durduğumuz ve elbette tartıştığımız,  ama çokça eğlendiğimiz  günümüz oldu, ve çokça anımız...

Sahiplenme

Kalmanı istemiştim aslında... Yanımda, benim olduğunu bilmeni... belki de en çok sahiplenme...Oysa zamanla anladım ki sahiplenemiyorsun hayatta hiçbir şeyi.. Artık biraz daha rahatım... Biraz daha sakınım... Şimşekler, gök gürültüleri değil de, sakin bahar yağmuru tadında hayatım, sözlerim, duruşum... Daha keyfini süren, yalnızlığını seven, biraz daha az konuşur ve en çok dinler tonda...Belki biraz daha hatalarını kabullenir, biraz daha  duvarlarını yıkmış, biraz da senden yana durmuş... Köşede duruyorum, yağmuru izliyorum ve geçen zamanı düşünüyorum, hala seviyorum geçen günleri ben, acıtmıyor canımı geride kalan hiçbir şey, onlarla büyüdüm ben, en çok onlara sarıldım, en çok onlardan güç aldım çünkü ben...

Pazartesi, Nisan 6

Bodrum'da Bir Sahil Düğünü

Gözümü Bodrum'un mavisine acıyorum, incecik ufuk çizgisi gerçekle, rüyayı birbirinden ayırır gibi duruyor öylece... Hafif rüzgar var, yine de duvarları sarmaya başlamış begonviller...(Begonviller için ayrı bir post yapmalıyım, kesin!)

Tatlı telaşlar, saçlar, ojeler, kız muhabbetleri ve tabi ki şampanya... 

ve bir çok anı... 
ve bir çok resim... 
ve ilham...



Caddebostan

Sen ne kadar uzaklaşırsan uzaklas, bir an geliyor, tekrar ve tekrar uzaklaştığın ne varsa karşına çıkıyor. Üstelik geçen zaman için hesapta sormuyor, orada öylece duruyor.. Anadolu yakasından yakamı silkercesine uzaklaşmamın üstünden sanırım altı ay geçti ama ne kadar özlediğimi anladım. Bira, cips ve çekirdek üçlemesi ile çimlere yayıldık, yanımda  daha çok kısa zaman önce yazdığım bir günlüğüm vardı, yaklaşık 30 sayfa kadar. Her sayfasını göz yaşları ile okuduk Waysofgrace ile... İnsanın hissettiklerinin, düşüncelerinin bu denli değişmesi tuhaf ama tamamen karşınızdaki ile ilgili bence, bir zaman geliyor ve siz artık sadece mutlu olmak istiyorsunuz ve hayatınızı değiştirmek istiyorsunuz ve çok zor olmuyor; değiştiriyorsunuz.

Mutlu olduğum bir an için tık tık :)

Bu da günün şarkısı olsun:)

Istanbul Modern

İstanbul Modern'de hali hazırda 'Geçmiş ve Gelecek', 'Ressam ve Resim'Magnum - Kontakt Baskılar' ve 'Vitra Çağdaş Mimarlık- Dikkat Kaygan Zemin' sergileri mevcut. Gidiş amacım Magnum ve Kontakt Baskılardı, sevdim. Tabi ki İstanbul Modern'in cafesi ve manzarası ayrı güzel benim için :) 

Videosu için tık tık:)

“Magnum - Kontakt Baskılar” sergisi, dünyanın en prestijli fotoğraf ajanslarından Magnum Photos’un geçtiğimiz yüzyıldan bu yana görsel kültürde iz bırakan fotoğraflarının yaratım süreçlerini kontakt baskılar üzerinden keşfe çıkıyor. Sergi, Magnum’un dünyaca tanınan üyelerinin birinci ağızdan hikayelerini de aktararak, fotoğrafçıların karar alma süreçlerini açık bir şekilde görme ve kavrama imkanı sağlıyor. Fotoğrafta analog döneme odaklanan sergi, dijital teknolojilerin gelişmesi ve fotoğraf üretimini derinden etkilemesiyle birlikte gitgide geçmişte kalan bir çalışma tekniğini hem incelemek hem de anmak üzere, Martin Parr’ın tabiriyle bir ‘kitabe’ işlevi görüyor. Kontakt baskı, bir veya birden fazla görüntünün negatifle aynı boyutlarda tek bir fotoğraf kağıdına pozlanmasıyla elde edilir. Çoğu zaman ressamların eskiz defterlerine benzetilen kontakt baskılar; fotoğrafçının, film rulosundaki kareleri ilk gördüğü andır. Fotoğrafların hiç müdahalede bulunulmamış, ham görüntülerini barındırarak sanatçıya bir öz eleştiri ve seçim yapma imkanı sunar; bu anlamda, kontakt baskılara bakmak fotoğrafçının saklı tuttuğu özel çalışma alanına girmeye benzer. Diğer yandan fotoğrafçının bizim için seçtiği o eşsiz sahnenin öncesi ve sonrasını göstererek, o anın gerçekleşmesine tanıklık etmemizi sağlar. İzleyiciye çekim sırasında fotoğrafçıyla birlikte hareket ediyormuş ve onun gözlerinden görüyormuş izlenimi verir. Sanatçının çalışma sürecine, konuya yaklaşımına ve seçilen karenin gerçeği ne kadar yansıttığına dair ipuçları içerir.

Cuma, Nisan 3

Mutlu Cuma

Hem sabahların en erkencilerinden, hem de Cuma'nın mutlularındanım. Bu sabah erkenden spordaydım mesela, Prof.Dr.Ahmet Aydan'ın yazdığı Taş Devri Diyeti kitabını okuyorum, elimden geldiğince sağlıklı beslenmeye çalışıyorum. Bir yandan ruhumuda beslemeye çalışıyorum tabii, yazarak, resim yaparak, sergilere giderek... İyiyim bir nevi, iyileşiyorum...

Hazır Cuma gelmişken, dans pisti bizi beklerken, elbette içim kıpır kıpır, hem bahar geldi daha ne olsun :)

Son zamanlarda en çok Eelence ve  Chanta 'da eğleniyorum, her ikiside sevgili Özgür Aras'ın elinden çıkma, tabii genel olarak Türkçe müzik, giderli, atarlı şarkılar...Bana kalırsa bol mesaj içerikli şarkılar :)

Her bir tık'ta başka şarkı var, benim en atarlı üç şarkım :)

Tık, tık, tık :)

Perşembe, Nisan 2

Olgunluk

Artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım. İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun. Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi. İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var.'Ben demiştim' ,'ben bilirim', 'ben zaten anlamıştım', sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun. İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum. Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor. Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken. Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine. Kestirmeleri de öğrendim gide gele. Boş geçen her saniye değerli artık. Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim.
 Gerektiğinde 'HAYIR' demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat  kurtarıcı olabiliyor. Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum. Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor. Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor. Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar. Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan  hiçbir şey öğrenilmiyor. Yasamışlığın oluşturduğu bir alçak gönüllülükle gülüyorum içimden sadece. Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım. Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum. Modaya uymak adına popumun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de  kullanabilirim . Ayıp, günah yada ne derler korkuları çoktan geride kaldı. Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi zevk aldığım  mekanlar arasına giriyor. Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu. Sonra Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun. İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor.
Yasamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk. Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yasadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek.İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor.Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor.Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum.

Eyleme Beni

Vazgeçtim...
Bıraktım...
Seni..

Birçok defa denedim, senden vazgeçmeyi. Birçok defa tüm sosyal ağlarımdan sildim seni mesela, birçok defa takip ettim, birçok defa izini sürdüm. Defalarca yazdım, sildim, bekledim, umut ettim, dua ettim, denedim, çok denedim. Tam en çok kendim olmaya ihtiyaç duyduğum zamanda, kendimi tanıyamamaktan korktum belki, bilmiyorum. Senden başka ben bilmek istemedim, belki sonsuza kadar kal istedim, kolay bir aşk istedim. Beni acıtma istedim, canım acımasın istedim, belki de en çok bu yüzden sana geldim, sen kal istedim, seni tanıyordum çünkü, beni anlarsın sandım, Yanıldım... Canım acıdı...Tahminimden çok üstelik..Sana bağlı, senin şekil verdiğin bir ben için, devam edemiyorum...Bir sürü sebep sıralayacak yaşları geçtik belki de, belki de bu yüzden gittikçe daha çok susuyorum, konuşmuyorum, ve yalan duymamak için sormuyorum. Hatta gerçekten önemsemiyorum bile artık, fazla yara alınca, acıyı kolay atlatıyorsun sanırım.Biliyor musun bence bir ilişki başlamadan çok önce başlar ve bitmeden çok önce biter ve bitti.



Instagram Neyiniz Olur?

Instagram kalbimi çaldığı ilk günden beri gözüm hep gökyüzünde, her zaman mı böyle güzeldi, yoksa ınstagram ile daha mı bir güzelleşti emin değilim...Ya da hepimizin içindeki gizli fotoğraçiyimi ortaya çıkardı dersiniz, çünkü ben artık sevdiğim arkadaşlarımı, blog yazarlarını takip etmekten, beğen tuşuna basmaktan yoruldum, hepsi çok güzel, hepsi birbirinden ayrı anlamlar benim için.

Keşke diyorum ben üniversitedeyken olsaymış, kesin çılgınlıklarla dolu bir ınstgaram hesabım olurdu, saçlarım mor, pembe, mavi  ve bazen yeşil iken, içerken, dans ederken, çalışmazken, takmazken, küçükken, ya da hamilelik zamanlarıma denk gelseydi, ya da çocukların bebeklik zamanlarına, daha çok anıyı anımsardım belki, özellikle taşınırken tüm resimlerini kaybetmiş biri olarak... şimdi ise yaşasın icloud diyebilirim, yaşasın teknoloji:)

Instagram resimlerinde en çok gökyüzünü ve kahveleri seviyorum, çektiğim resimleri büyütüp duvarlara asmak istiyorum, evimde şu anda hiç boş duvar yok, yaptığım resimlerden sebep ama yine de bir yerleri  tamamen gökyüzü resimlere ile kaplamak istiyorum, güneşin yeniden, yeniden, ve yeniden doğduğu sabahları istiyorum, umut istiyorum, yenilik istiyorum, yenilenmek istiyorum.

Any İstanbul



Bir Any İstanbul yazısı yazmak şart oldu, elbette her gittiğim mekan hakkında yazı yazmıyorum, oldukça yorucu bir mesai olurdu benim için.. Yine de sevdiklerimi sizlerden esirgeyecek değilim. Bu aralar iş çıkışı soluğu Any'de alıyorum genellikle, aramızdaki enerji tuttu diyelim.  
Arnavutköy’ün merkezindeki Any İstanbul, kafe ve bar olarak hizmet veriyor. Binanın giriş katının bir bölümü kütüphane dekorasyonu ve minderli oturma alanları ile okuma odası gibi tasarlanmış. Minderli ve sandalyeli oturma alanları diğer iki katta da aynen uygulanmış. İki kat arasındaki merdivenlere ise her gün yapılan DJ dinletileri için oluşturulmuş bir DJ kabını konmuş.
Mekanın sahipleri ve aynı zamanda karı-koca olan Hülya-Oytun Yazdıç çifti, Any İstanbul’u diğer mekanlardan farklı kılmak amacıyla bir adım atmak istemiş. Bunun için No:3 Design’la birlikte hazırladıkları dekorasyondaki tüm ürünleri müşterilere satmaya karar vermişler. “Dekorasyondaki her şeyi Oytun’la birlikte tasarladık ve hazırlattık. Duvardaki raflara koyduğumuz minik biblolar haricindeki her şeyi müşteriler satın alabiliyor. Örneğin siz demir ayaklı masayı beğendiniz ya da Anadolu’dan getirtilen ahşap parkelerimizi veya çatalı bıçağı istediniz; bize sipariş veriyorsunuz, sizin için hazırlatıp getirtiyoruz” diyen Hülya Yazdıç ekliyor: “Kahvaltı için annemle birlikte hazırladığımız ev yapımı reçellerimizi ve Ege’den getirttiğimiz zeytinleri de dilerseniz satın alabileceksiniz.”
Mekanın ismi Oytun ve Hülya Yazdıç’ın babası Ahmet Nedim Yazdıç’ın isminin başharflerinden geliyor. Hayal ettikleri bir yerde bu mekanı açan işletmeciler bu başarılarını babalarına ithaf etmek istemiş ve böyle bir isim ortaya çıkmış.
Benim için mekanın güzel olması tamamen ilgi ile alakalı; parmağım kırık iken yemek yemek ne zordu, tek lokmalık halde geldi yemeğim mesela... Gayet ilgili ve tatlı bir ekip çalışıyor üstelik:)
Formunu nasıl koruyorsun sorularına cevaben;  Sabah kahvaltısı ve hamur!, günün ilerleyen saatleri için fesleğenli ıspanak püresi yatağında fıstıklı Any köfte  ve kinoa salatalı izgara somon diyorum gençler!
Bu arada Ekim Baykara haftanın üç günü -çarşamba, cuma ve cumartesi- 03.00’e kadar DJ setinin başında, kaçmaz!